Türkiye Cumhuriyeti

Türkiye Cumhuriyeti Roma Büyükelçiliği

Bilgi Notları

TÜRKİYE – İTALYA İLİŞKİLERİ, 22.10.2009

Bizans döneminden beri İtalyanlar Anadolu’ya karşı büyük bir ilgi göstermişler ve bu ilgi, Türklerin Anadolu’ya gelişleri ile iyice artmıştır. Nitekim, Akdeniz’de pek çok savaşın sürdüğü bir dönemde, İtalya’da o zamanlar ayrı birer şehir devleti olan Pisa, Genova, Venedik ile mükemmel düzeyde karşılıklı ilişkiler kurulmuştur.

 

Osmanlı İmparatorluğu zamanında ilişkiler daha da güçlenmiştir. O devirde tüm Akdeniz ülkeleri birbirleriyle çatışma halinde iken, İtalyan ve Türk halkları deniz yolu ile kültürel ve ticari ilişkilerini sürdürmüşlerdir. Apenin yarımadasındaki devletler arasında ön plana çıkan Venedik ile ilişkiler 1381’de başlamıştır. Osmanlıların Avrupa’ya geçmeleri gerektiğinde Ceneviz ve Venedik'in gemilerini Osmanlı Devleti’ne kiralayarak tahsis etmeleri ile bu ilişkilerin kapsamı genişlemiştir. Doğulu tüm tüccarlar, Avrupa’ya Osmanlı İmparatorluğu’nun hoşgörülü tutumu ve politikası sayesinde ulaşabilmişlerdir. Anadolu’nun olağanüstü güzellikteki halıları Floransa saraylarını süslerken, İtalyan bankerleri de Anadolu’da faaliyette bulunmuşlardır.

 

İtalyan kültürüne hayran olan Sultan II. Mehmet (Fatih) döneminde ilişkiler en üst seviyesine ulaşmıştır. Sultan II. Mehmet döneminde ilk “Karşılıklı Sınırdışı Etme Anlaşması”nın Osmanlı İmparatorluğu ile Floransa Devleti arasında düzenlenmesi bu konuda önemli bir örnektir. Nitekim, Medici ailesine karşı gelerek, aileden Lorenzo’yu öldüren ve İstanbul’a kaçan bir Floransalı, bu anlaşma sayesinde Sultan tarafından Floransa’ya iade edilmiştir. İtalyan ressam Bellini’yi sarayına davet ederek, portresini yaptıran ilk padişah da Fatih Sultan Mehmet’tir.

 

Diğer yandan, Fatih Sultan Mehmet dönemi ile birlikte Osmanlı İmparatorluğu, yükselme ve genişleme sürecine girmiştir. 15-18. yüzyıllar arasında Akdeniz’de biri doğu/Müslüman, diğeri batı/Hristiyan dünyalarının temsilcisi olarak Osmanlı ve Venedik iki büyük güç halinde tarih sahnesinde yerini almıştır. Bu dönemde ilişkiler, her iki tarafın değişen çıkarlarına göre kimi zaman çatışma, kimi zaman da işbirliği ortamında devam etmiştir. Her iki devlet de Akdeniz’in denetimini ele geçirmek için mücadele etmiştir

.

Türklerin esas olarak, İtalya yarımadasına ayak basışları, Napoli krallığının elindeki Otranto kalesinin 1480’de alınışı ile gerçekleşmiştir. Fatih’in ölümü üzerine oğulları II. Beyazıt ile Cem arasındaki taht çekişmesi çerçevesinde Beyazıt, kaleyi alan Gedik Ahmet Paşa’yı geri çağırtmıştır.

 

II. Beyazıt’ın tahta geçişi ve Cem Sultan’ın Rodos şövalyelerine sığınması, buradan Fransa ve Vatikan’a kadar uzanan, Napoli’de ölümü ile son bulan yolculuğu, gerek kendisi gerek Osmanlı için talihsiz  bir  olay olmuştur.

 


Sant’Angelo Şatosu (Castel Sant’Angelo)

Avrupa Hristiyanlığının elinde siyasal bir koz olarak kullanılmak istenen Cem Sultan’ın, yaşadığı esir hayatının son dönemlerinde bir süre, Tiber nehrinin kıyısındaki Castel Sant’Angelo’da konakladığı bilinmektedir

.

 Türk-İtalyan ilişkileri, Kanuni Sultan Süleyman ve II. Mahmut dönemlerinde de aynen devam etmiştir. Bu dönemler itibariyle Osmanlı İmparatorluğu ile Venedik Devleti arasında iyi siyasi, hukuki, ticari ve kültürel ilişkilerin sürdürüldüğü, hatta 16. yüzyılda Venedik Devleti Dükası (Doge) olan Andrea Gritti’nin Kanuni Sultan Süleyman ve Osmanlı sarayı çevreleriyle çok yakın kişisel ilişkileri olduğu bilinmektedir. Venedik öncülüğündeki Haçlı donanması ile Osmanlı donanması arasında İnebahtı savaşı (1571) sırasında dahi Venedik Elçisi Barbaro’nun İstanbul’da ikametini sürdürmüş olması tarihçilere ilginç gelen konular arasındadır.

 

Zaman zaman aksine durumlarla karşılaşıldığı görülmüş ise de, Osmanlı İmparatorluğu, kapılarını İtalyanlara ve Avrupalılara açık bulundurmuştur. Venedik Elçileri, serbestçe hareket edebilmişlerdir. Papalık temsilcileri ve özellikle İtalyan papazların Osmanlı topraklarında yerleşmiş olduklarını gösteren kiliseler hala mevcuttur ve Türkiye’deki bu kiliseler, hoşgörüyü simgelemektedir. Osmanlı dönemindeki çatışmalarda karşılıklı esir düşenlerin, gerçekte esir sayılmayarak kaldıkları topraklarda yerleştikleri de bilinmektedir.

1479’da imzalanan bir anlaşma çerçevesinde İstanbul’da daimi olarak ikamet edecek olan Venedik Elçisine, Osmanlı Devleti’nde yaşayan Venedik vatandaşları üzerinde yargı (kaza) yetkisi dahi tanınmıştır. O zamanki adı “Balyos” olan Venedik Elçisi’nin Taksim’deki büyük konağıyla (Venedik Sarayı) Pera (Beyoğlu) yaşantısına kattığı renk, anılarda yerini korumaktadır. İlk kez 1524’de Venedik Elçisi tarafından İstanbul’da yaşayan İtalyanlar için bir bale gösterisi düzenlenmiştir.

 

Sultan II. Mahmut devrinde subaylar, müzisyenler, doktorlar gibi çeşitli çevrelerden pek çok sayıda İtalyan, Osmanlı Devleti’nde ikinci bir vatan bulmuştur. 1827 yılında II. Mahmut tarafından, İmparatorluk orkestrası (Muzika-ı Hümayun) şefi olarak davet edilen Giuseppe Donizetti (ünlü İtalyan opera bestecisi Gaetano Donizetti’nin kardeşidir) ve onunla birlikte İstanbul’a giden çok sayıda İtalyan müzisyeni, bu gelişmeye bir örnek teşkil etmektedir. Donizetti, orkestrayı, ölümüne kadar 28 yıl süreyle yöneterek, bugünkü İstanbul Senfoni Orkestrası’nın da temellerini atmıştır. Padişah tarafından Paşa ünvanı ile ödüllendirilen Donizetti’den sonra da yine İtalyan şefler Angelo Mariani, Pisani ve Callisto Guatelli (Paşa) anılan orkestrayı yönetmiştir.

 

İstanbul tiyatrolarında, İtalyan operaları ve özellikle Verdi’nin eserleri sıkça sergilenmiştir. İlk opera ve tiyatro binası olan ve Osmanlı döneminde halka açılan ilk operet ve müzikli oyunun sahnelendiği Galatasaray’daki Fransız Tiyatrosu’nun 1839’da Giustiniani adında bir Venedikli tarafından yaptırıldığı, 1841-42’de Pera’da ikinci tiyatronun İtalyan bir cambaz olan Bosco’nun kurduğu Bosco tiyatrosu olduğu, 1842’de Donizetti’nin “Belisario” isimli yapıtının ilk sahnelenen opera olduğu, 1844’de Lucrezia Borgia’nın (Cem Sultan’ı elinde tutan Papa Aleksandre Borgia’nın kızının adını taşımaktadır) oynandığı bilinmektedir.

Pek çok İtalyan ressamı ve mimarı da İstanbul’da eserler vermişlerdir. Bunlar arasında, Şeyh Zafir Külliyesi’nin mimarı Raimondo D’Aronco önemli yer tutmaktadır. 1896 yılında İstanbul’a gelen D’Aronco, Sultan tarafından şehrin anıtsal yapılarının onarımında görevlendirilmiştir. Bu eserler günümüzde, pek çok turistin hayranlığını kazanmaya devam etmektedir. Giulio Mongeri, Guglielmo Semprini, Gaspere Fossati, Vitaliano Poselli, Piero Arigoni de İstanbul ve İzmir'de pek çok binanın mimar/mühendisleri arasındadır. Cumhuriyet döneminde heykeltraş Pietro Canonica da Atatürk büstleriyle ünlenmiştir.

İtalyan ressamlar arasında Bellini ile birlikte anılan ikinci bir isim Fausto Zonaro’dur. II. Abdülhamid tarafından saray ressamlığına getirilmiştir. 1891’de İstanbul’a giden Zonaro yirmi yıl kalmış ve 1911 Türk-İtalyan savaşı nedeniyle San Remo’ya geri dönmüştür. Zonaro, Mehmet Emin Yurdakul’un 1899’da yayınladığı “Türkçe Şiirler” kitabını süsleyen resimler de çizmiştir. Sanayi-i Nefise Mektebi kurulduğunda 1883’de İstanbul’a giden ve 1927’de ölümüne kadar orada yaşayan bir diğer ressam da Leonardo de Mango’dur. Mango, Akademi’de öğretim gürevliliği de yapmıştır.

 

Osmanlı-Türk toplum hayatında rastladığımız ve örneklerini daha da çoğaltmamız mümkün olan İtalyan ressamlar gibi, İtalyan ressam ya da tüccar tipleriyle Türk roman ve hikayelerinde de karşılaşılmaktadır. Özellikle Tanzimat sonrası eserlerde güzel sanatlar denilince akla gelen ülke İtalya, sanatçılar olarak da İtalyanlar olmuştur. Abdülhak Hamit Tarhan, Ahmet Mithat Efendi, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Halit Ziya Uşaklıgil, Ömer Seyfettin, Fakir Baykurt, Kemal Tahir ve daha pek çoklarının eserlerinde bunu görmek mümkündür.

İtalyanca, özellikle İstanbul halkı tarafından benimsenmiş ve denizcilik, müzik, ticaret ve bankacılıkla ilgili İtalyanca terimler günlük hayata girmiştir.

 

Türk-İtalyan ilişkilerinin izleri İtalya’da da gözlenmektedir. Bugün Otranto’da Gedik Ahmet Paşa’nın ismini taşıyan bir lokantanın müşterilerine hizmet vermesi, Gedik Ahmet Paşa’nın İstanbul’a dönerken bölgede bıraktığı askerlerin Napoli Krallığı’nda görev almış olmaları, Cenovalı Pedrables, Tommasini ve Brevei ailelerinin asalet armalarının ay-yıldızdan oluşması, Venedik’te ulusal kütüphanede bulunan “Codex Cumanicus” adlı sözlüğün Türkçe-İtalyanca ve Farsça dilinde hazırlanmış olması, Türk edebiyatı hakkında Avrupa’da yayınlanan ilk kitap olarak 1688’de Venedik’te basılan Gian Battista Donaldo’nun “Letteratura Dei Turchi” adlı eseri, Rossini’nin Fatih Sultan Mehmet’i konu aldığı “Maometto II” adlı operası ve Bonarelli’nin “II. Solimano (Kanuni Sultan Süleyman)” adlı trajedisi, Venedik’teki San Marco meydanında bulunan bir kilisenin duvarında yer alan Osmanlı-Venedik tüccarları arasındaki alışverişi yansıtan resim, 1621’de açılan ve iki yüzyıla yakın bir süre Türk tüccarlara tahsis edilmiş olan Venedik’teki “Canal Grande” üzerindeki binanın “Fondaco Dei Turchi (Türk Hanı)” olarak anılması, Ferra’da Osmanlı Devleti’nde görev yapmış bir İtalyan aileye ait binanın “Seraglio Turco (Türk Sarayı)” yazılı bir levha taşıması, Avusturya sınırına yakın ve Türk köyü olarak anılan Moena köyünde Viyana kuşatması sonrasında anılan köye sığınan ve orada yerleşen yeniçeri askerinin anısına her yıl şenlik düzenlenmesi, bu köydeki bir sokağın “Turchia (Türkiye)” adını taşıması, ağaca oyulmuş bir Türk askeri, ayyıldızlı bir yeniçeri büstü, iki taraf arasındaki ilişkilerin boyutunu yansıtmaktadır.

 

İtalyan birliğinin kurulmasından sonra da, İtalya ile giderek artan ölçüde yoğunlaşarak devam eden ilişkiler, İtalya’nın 1911’de Trablusgarb’a saldırması ile bozulmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkan Savaşı nedeniyle Trablusgarb’a müdahale edememesi sonucunda, Trablusgarb ve Oniki Ada İtalyan hakimiyetine geçmiştir.

 

 Birinci Dünya Savaşı’nı takiben Anadolu’yu işgal eden İtilaf Devletleri arasında yeralan İtalya, Haziran 1921’de Anadolu’da işgal ettiği yerleri terk etmiştir. Böylece, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Anadolu topraklarını paylaşmak üzere anlaşan üç büyük devlet arasında Türkiye ile iyi ilişkiler kuran ilk devlet İtalya olmuştur.

 

Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen Kurtuluş Savaşı’nın sonunda İtalya ile Türkiye arasında dostluk ilişkisinin yeniden tesisi sayesinde, iki ülke halkı birbirini daha yakından tanımaya ve farklılıklarını değil, pek çok sayıdaki benzerliklerini hatırlamaya başlamıştır.

Kurtuluş Savaşı sırasında Roma’da, Osmanlı Büyükelçiliğinin yanısıra resmi statüde bir Türk temsilciliğinin de bulunması geleceğin iyi ilişkilerinin başlangıcına önemli katkı sağlamıştır.

Atatürk 10 Kasım 1938’de İstanbul’da vefat ettiğinde, cenaze törenini, limana demir atmış olan bir İtalyan gemisinin mürettebatı da izlemiştir.

 

Atatürk devrimlerinin önemli unsurlarından birini, şeriat yasalarını bırakıp laik yasalara geçmek teşkil etmiş ve yeni Türk Ceza Kanunu’na kaynak olarak İtalyan Ceza Kanunu seçilmiştir.

 

Lozan Antlaşması’nın imzalanması ile II. Dünya Savaşı arasındaki sürede Mussolini’nin politikaları, son dönemde de terörist başı Öcalan nedeniyle, iki ülke arasında zaman zaman sorunlu dönemler yaşanmış ise de, Türkiye ve İtalya arasındaki ilişkiler karşılıklı anlayış ve ulusal çıkarlar zemininde önemli bir sorun bulunmaksızın sürdürülmektedir. İtalyan halkının genel olarak, Türkler gibi, tarihten düşmanlık yerine dostluk çıkarmasını bilen bir halk olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

 

Bugünkü İtalyan Başbakanı Berlusconi ve Hükümeti, Türkiye ile her alandaki ilişkilerin geliştirilmesine büyük önem vermekte, bu çerçevede nüfusun çoğunluğu Müslüman olan laik ve demokratik Türkiye’nin AB içinde yer almasını desteklemektedir.

 

Son yıllar ortalaması itibariyle, Türkiye’nin ihracatında İtalya üçüncü sırada, ithalatında ise ikinci sırada yer almaktadır. İki ülke arasındaki turizm ilişkisi mevcut imkanları yeterli ölçüde yansıtmamakla birlikte önemli bir düzeydedir. Kültürel ilişkiler, imzalanmış olan Anlaşma ve Programlar, kardeş şehir ilişkileri, yoğunluğu bir hayli fazla bireysel temaslar aracılığıyla karşılıklı çeşitli etkinliklere katılım, ortak düzenlemeler, öğrenci değişimi ve burs teatisi ile giderek gelişen bir çizgide sürdürülmektedir.